Bugün bir delilik daha yaptım. Önümde yapmam gereken onca iş varken okumayı planladığım kitapların listesine bir göz atayım dedim. Gözüme lise arkadaşlarımdan birinin tavsiye ettiği Ali Ural‘ın Posta Kutusundaki Mızıka adlı kitap ilişti. Zaten önümdeki işe yoğunlaşamıyor olduğumdan olsa gerek, görmemle birlikte yakınlardaki bir kitâbhâneye uğramak üzere yola çıkmam bir oldu. Kitabı alır almaz mekânıma geri döndüm ve okumaya koyuldum. Bir çırpıda okudum ve bitirdim. Bitirdim ama tekrar tekrar okuyacağımı bilerek bitirdim. Bitirdim ama dostlarıma hediye etmek için birkaç kopyasını daha temin etmem gerektiğini bilerek bitirdim.
Bu yazıyı, yazının ardından yolladığım kitabı okuyacağını bildiğim dostlarıma ithafen yazıyorum. Olur da kitabı beğenirseniz – ki beğeneceğinizden kesin olarak emin olduğumu belirtmeliyim – sizde dostlarınıza armağan edin olur mu?
Yazıyı bitirmeden önce kitaptaki beğendiğim kısımlardan birini aktarayım:
Sevgili Dost;
Bildiği şehirlerden bilmediği şehirlere, bildiği yüzlerden bilmediği yüzlere sığınmayı aklından geçirmemiş kaç insan vardır? Garların, terminallerin ve limanların dev mıknatıslara dönüştüğü saatlerde bedenlerini kaptırmayanlaar, ruhlarının bir otobüs koltuğuna, bir gemi çapasına, bir lokomatif tekerleğine yapışmasını önleyebilmişler midir?
“Başımı alıp gitmek istiyorum” cümlesi kimbilir hayatımızın kaç kilidini kurcalamış, açayım derken kaç yeni kapı örtmüştür üstümüze. Arkaya bakmamayı başarabilenler, acaba gittikleri yere başlarını götürmeyi başarabilmişler midir?
“Tebdil-i mekanda ferahlık vardır” diyenler, aslında “tebdil-i kan”ı mı kasdetmişlerdir?
Sevgili Dost;
“Kalbimi alıp uzaklara gitmek istiyorum” Çünkü aklım hep kurcalanacak.
“Kalbimi alıp”; çünkü kalbim değişen kanı karşılayacak. “Uzaklara”; çünkü gazeteler mürekkep, radyolar ses, televizyonlar renk yapmak istiyorlar onu. “Gitmek istiyorum”; çünkü gitmek kalmaktan daha pullu : bir gece kıyafeti gibi ışıl ışıl parlıyor tenimiz. Bir gece, kıyafeti gibi soyuyor gurbetini.
Sevgili Dost;
“Garip, Şam’daki Yemendeki garip değil, garip mezardaki ve kefendeki gariptir” demiş Araplar. Ne garip!
“Garibin yüzü soğuk olur ” demiş türkler. Ne garip!
Eskimolar güneşin gurbetçi olduğu düşünmüşler. Çinliler küçük beyaz bir taşın bir çuvak pirinç içinde kaybolduğunu… Ne garip!
Sevigli Dost;
Hafız : “Hiçbir yol yoktur ki sonu olmasın” demiş ama ne çıkar! Bizim otobüslerimizin aynalarında hala, “ömür biter yol bitmez” yazıyor. “Düz yolda da sürçer insan ” deyince Çehoc,
Aşık Dertli cevap veriyor :
“Doğru gitsem yollar komaz/Bükük yollar boynum gibi”
Sevgili Dost;
Uçak sürüleri havalanıyor yerden. trenler, sihirbazların ipleri gibi oynuyor. denizi yakıyor ütülerden tekneler. perdeler sarkıyor otobüslerden.
Sevgili Dost;
İnsan tekerleği bulduğu zaman başına neler geleceğini bilseydi, bakmadan arkasına yuvarlardı onu ıssız bir yere. insanın elinden gelseydi, düğümlerdi yolları ıssız bir yerde
Sevgili Dost;
Kalbimi alıp, uzaklara gitmek istiyorum…
Hoş kitabı baştan sona beğendim ama bu kısım bir başka, diyerek bu yazıyı bitireyim.
Son Yorumlar