Clint Mansell – Together We Will Live Forever

The Fountain

The Fountain * Afiş

Geçen hafta uzun zaman önce izlediğim The Fountain adlı ilginç filmin müziklerinden birisine denk geldim. Ölüm üzerine verdiği mesajlar beni oldukça etkilemişti, hatırladığım kadarıyla… Müsait olduğum bir vakit tekrar izlemeliyim.

Şimdilik aşağıdaki müzik ile idare ediyorum. :)

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

 

 

Brian Crain – Song for Sienna

Brain Crain - Sienna Albüm Kapağı

Brain Crain - Sienna Albüm Kapağı

Genel olarak piyano dinlemeyi sevdiğimi söylemiştim. Brain Crain’in Song For Sienna (Sienna’ya adanmış/yazılmış şarkı olarak çevirebiliriz) adlı bu parçasını da severek dinlerim.

İlk dinlediğim günden beri parçanın İtalya’nın Toskana bölgesinde yer alan Sienna şehri için yazılmış olduğunu düşünüyordum. Brain amcamızın böyle güzel bir eseri ortaya çıkarmasının sebebi Sienna şehrinin güzelliğidir diye hayal ediyordum. Ne bileyim, hoş bir şey ile karşılaşan şairin şiir yazması gibi mesela.

Ama… geçenlerde sitesinden okuyup hüsrana uğradığım kadarıyla (ne var, olamaz mı?) Sienna aynı zamanda Brain amcamızın kızının adıymış. Ve şarkıyı ona hediye olarak yazmış. (Âferin!)

Sienna şehri için yazılmamış olabilir ama bir gün yolum Toskana taraflarına düşerse, Sienna şehrine uğramaya çalışacağım ve bu parçayı tekrar tekrar dinleyeceğim. Buraya yazıyorum, yazdım. :)

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Bir Adam Yaratmak

"Bir Adam Yaratmak" * Afiş

"Bir Adam Yaratmak" * Afiş

Dün akşam Cihan (kardeşim veya dostum mu demeliydim) ile beraber Üstad Necip Fazıl Kısakürek‘in yazdığı ve Mehmet Tahir İkiler‘in yönettiği Bir Adam Yaratmak adlı piyesin temsilini seyretmeye gittik. Yaklaşık 3 saat süren temsili ikimizde çok beğendik. Fırsatınız olursa izlemenizi tavsiye ederiz. :)

Piyes Husrev isimli muharririn yazdığı “Ölüm Korkusu” adlı bir eserin üzerine kurulu. Başta ölüm korkusu olmak üzere; var olmak, yaratmak, yaratılmak, insan ve acizliği, cemiyet ilişkileri gibi kavramlara değinen pek kıymetli bir tiyatro eseri.

Tiyatroyu uzun uzadıya anlatmak yerine maddeler halinde bildiklerimi, okuduklarımı, duyduklarımı aktarmaya niyetliyim. Ardından Bilkent Kütüphanesi’den (referans vermezsem olur mu hiç?) ödünç aldığım kitaptan temsili izlerken nazarı dikkatimi celbeden satırları aktaracağım. İlaveten, Üstad hakkında daha önce okuduklarımdan da bahsedeceğim.

  • «Piyesi bir cümleyle özetler misin?» sorusuna şöyle cevap verebilirim:

Bir Adam Yaratmak, başındaki asıl sanatkar’ın (yaratıcı, var eden) farkında olmayan bir sanatkar’ın (muharrir) «Bir Adam Yaratmak» için çıktığı yolda, yaratmaya kalkıştığı adamın yaratılmış olan tâ kendisi olduğunu anlamasınının hikayesidir.

  • Muhsin Ertuğrul, bir yemekte; «Niçin bir piyes yazmıyorsun?» sualiyle, tiyatroyu, «hayatın (kantite) gibi değersiz ve geçici yüzünü değil, (kalite) gibi derin ve sonsuz şahsiyetini zapteden ve onu molozlarından ayıklayarak tasfiye eden, tıpkısını, fakat başka türlüsünü gösteren mistik bir ayna» olarak gören Necip Fazıl’ın yıllardır içinde gömülü bir hasrete dokunmuş. O anda, Şehir tiyatrosuna bir eser teslim etmek için sadece 20 günlük bir süre kalmıştır. Hemen kararını verir ve 7 gün içinde Tohumu bitirir.
  • Üstad, 1935 yılında yazdığı Tohum‘un ardından, 1937 yılında Zonguldak’ta bir maden ocağında Bir Adam Yaratmak adlı piyesini yazmış.
  • Piyes yazıldıktan bir sene sonra, 1938 senesinde, İstanbul Şehir Tiyatro’sunda temsil edilmeye başlanmış. Kitabın mukaddimesinde bununla alakalı bir not bulunuyor. Husrev ismindeki muharrir olan şahsı Muhsin Ertuğrul, Ulviye ismindeki ve muharrir’in annesi rolündeki şahsı ise  Neyyire Ertuğrul oynamış. Muhsin ve Neyyire Ertuğrul o dönemde evliymişler. Bildiğim kadarıyla, Üstad’ın yazdığı piyeslerin büyük bir çoğunluğu Muhsin Ertuğrul tarafından temsile alınmış.
  • Tahmin edebileceğiniz üzere, bizim izlediğimiz temsilde muharrir rolünü Mehmet Tahir İkiler oynuyordu. Gerçekten çok başarılı bir performans sergilediğini söylemeliyim. İkiler muharrir karakterini o kadar iyi üstlenmişti ki, sağolsun, ara ara Husrev ben oluyordum sanki.. (Tabi bu nazardan nazara değişen bir olgu olsa gerek)
  • Piyes 1977′de Yücel Çakmaklı tarafından TRT için TV’ye aktarılmış. Bilgisayar veya televizyon karşısında oturup film izlemektense tiyatro salonunda temsili canlı kanlı görmek benim için daha etkileyici oluyor. Tercihi ilk seçenek olanlar için aşağıda güzel haberler var. :)

Evet. Bu kadar konuştuktan sonra, Bir Adam Yaratmak piyesine nasıl ulaşabiliriz? sorusuna cevap vermenin vakti geldi sanırım.

  • Piyesin kitabını Büyük Doğu Yayınları‘nın sitesinden sipariş edebilirsiniz.
  • Başkent Tiyatroları‘nın (veya takip ettiğiniz diğer tiyatroların)  internet sitesinden piyesin temsil zamanlarını takip edebilirsiniz.
    • Veya takip ettiğiniz diğer tiyatro sahnelerinden… :)
  • Zamanım yok veya gidebileceğim bir temsil yok gibi şikayetlere cevaben olsa gerek, filmi internet üzerinden yayınlamışlar.
    • Dilerseniz 3 parça halinde Google’ın güvenilir sunucularına yüklenen videoları 1, 2, ve 3 sırasıyla izleyebilirsiniz.
    • Dilerseniz şuradan indirip izleyebilirsiniz.

Bütün bu anlattıklarımın ardından piyesten beğendiğim bazı kısımları aktarıp yazıyı bitirmekle iktifa edeceğim.

Continue reading ‘Bir Adam Yaratmak’

Posta Kutusundaki Mızıka – A. Ali Ural

Bugün bir delilik daha yaptım. Önümde yapmam gereken onca iş varken okumayı planladığım kitapların listesine bir göz atayım dedim. Gözüme lise arkadaşlarımdan birinin tavsiye ettiği Ali Ural‘ın Posta Kutusundaki Mızıka adlı kitap ilişti. Zaten önümdeki işe yoğunlaşamıyor olduğumdan olsa gerek, görmemle birlikte yakınlardaki bir kitâbhâneye uğramak üzere yola çıkmam bir oldu. Kitabı alır almaz mekânıma geri döndüm ve okumaya koyuldum. Bir çırpıda okudum ve bitirdim. Bitirdim ama tekrar tekrar okuyacağımı bilerek bitirdim. Bitirdim ama dostlarıma hediye etmek için birkaç kopyasını daha temin etmem gerektiğini bilerek bitirdim.

Bu yazıyı, yazının ardından yolladığım kitabı okuyacağını bildiğim dostlarıma ithafen yazıyorum. Olur da kitabı beğenirseniz – ki beğeneceğinizden kesin olarak emin olduğumu belirtmeliyim – sizde dostlarınıza armağan edin olur mu?

Yazıyı bitirmeden önce kitaptaki beğendiğim kısımlardan birini aktarayım:

Sevgili Dost;

Bildiği şehirlerden bilmediği şehirlere, bildiği yüzlerden bilmediği yüzlere sığınmayı aklından geçirmemiş kaç insan vardır? Garların, terminallerin ve limanların dev mıknatıslara dönüştüğü saatlerde bedenlerini kaptırmayanlaar, ruhlarının bir otobüs koltuğuna, bir gemi çapasına, bir lokomatif tekerleğine yapışmasını önleyebilmişler midir?

“Başımı alıp gitmek istiyorum” cümlesi kimbilir hayatımızın kaç kilidini kurcalamış, açayım derken kaç yeni kapı örtmüştür üstümüze. Arkaya bakmamayı başarabilenler, acaba gittikleri yere başlarını götürmeyi başarabilmişler midir?

“Tebdil-i mekanda ferahlık vardır” diyenler, aslında “tebdil-i kan”ı mı kasdetmişlerdir?

Sevgili Dost;

“Kalbimi alıp uzaklara gitmek istiyorum” Çünkü aklım hep kurcalanacak.

“Kalbimi alıp”; çünkü kalbim değişen kanı karşılayacak. “Uzaklara”; çünkü gazeteler mürekkep, radyolar ses, televizyonlar renk yapmak istiyorlar onu. “Gitmek istiyorum”; çünkü gitmek kalmaktan daha pullu : bir gece kıyafeti gibi ışıl ışıl parlıyor tenimiz. Bir gece, kıyafeti gibi soyuyor gurbetini.

Sevgili Dost;

“Garip, Şam’daki Yemendeki garip değil, garip mezardaki ve kefendeki gariptir” demiş Araplar. Ne garip!

“Garibin yüzü soğuk olur ” demiş türkler. Ne garip!

Eskimolar güneşin gurbetçi olduğu düşünmüşler. Çinliler küçük beyaz bir taşın bir çuvak pirinç içinde kaybolduğunu… Ne garip!

Sevigli Dost;

Hafız : “Hiçbir yol yoktur ki sonu olmasın” demiş ama ne çıkar! Bizim otobüslerimizin aynalarında hala, “ömür biter yol bitmez” yazıyor. “Düz yolda da sürçer insan ” deyince Çehoc,

Aşık Dertli cevap veriyor :

“Doğru gitsem yollar komaz/Bükük yollar boynum gibi”

Sevgili Dost;

Uçak sürüleri havalanıyor yerden. trenler, sihirbazların ipleri gibi oynuyor. denizi yakıyor ütülerden tekneler. perdeler sarkıyor otobüslerden.

Sevgili Dost;

İnsan tekerleği bulduğu zaman başına neler geleceğini bilseydi, bakmadan arkasına yuvarlardı onu ıssız bir yere. insanın elinden gelseydi, düğümlerdi yolları ıssız bir yerde

Sevgili Dost;

Kalbimi alıp, uzaklara gitmek istiyorum…

Hoş kitabı baştan sona beğendim ama bu kısım bir başka, diyerek bu yazıyı bitireyim.

Rob Costlow – Goodbyes

Okurken piyano dinlemeyi seviyorum. Okuduklarımı hayâl etmeme yardımcı oluyor.

Bugün Rob Costlow ile tanıştım. Siz de tanışın istedim.

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

TED Konuşmaları

Zamanımı boşa harcamayı sevmiyorum diye söylemiş miydim? Okumakta olduğum, ve muhtemelen gelecekte mesleğim olacak olan, bölüm gereği zamanımın büyük bir kısmını bilgisayar başında geçiriyorum. Sıkıldığım zamanlarda oturup TED Konuşmalarını çevirmekle, Wikipedia’ya makale yetiştirmekle vs. geçiriyorum.

Nedense son yaptığım çeviriden sonra bir blog yazma ihtiyacı hissettim. Konuşmayı yapan kişi bir Türk; Elif Şafak. Hikaye dinlemek hayal gücümüzü genişletir; onları anlatmak ise kültürel duvarları aşmamızı, farklı deneyimleri kucaklamamızı, başkalarının duygularını hissetmemizi sağlar diyor Elif Şafak. Sonra bu yalın fikirden yola çıkarak hikayelerin kimlik politiklarının üstesinden gelebileceğini anlatıyor.

Konuşmayı Türkçe altyazıyla izlemek için “View Subtitles” tuşuna basıp listeden “Turkish” seçeneğine uçmanız yeterli. Biliyorum ukalalık etmeme gerek yok, siz zaten çoktan izlemeye başladınız. ;)

Yapacağım diğer çeviriler hakkında yazılar yazmaya niyetliyim. Ama iyisi mi siz gelin buradan diğer TED videolarını Türkçe altyazı ile izleyin.

Çeviri mi yapmak istiyorsunuz? Proje hakkında bilgi edinmeye buradan başlayabilirsiniz!

LKD #1038

Evrak hazırlama ve postalama işlerinden pek hoşlanmadığım  için uzun zamandır LKD’ye üye olma işini erteleyip duruyordum. Geçen hafta Kızılay’da bir arkadaşımı beklerken bu üyelik işi aklıma geldi ve hemen bankaya uğrayıp üyelik aidatını yatırdım. Hemen ardından, Cuma akşamı, evrakları hazırlayıp okuldan postaladim. :) Ve en sonunda bu sabah gelen bir maille üyelik başvurumun derneğe ulaştığını ve 1038 numaralı üye olduğumu öğrendim.

lkd_buton_tr

Şimdilik derneğin işleyişini inceliyorum. Gerçekten güzel bir sistem hazırlamış olduklarını söyleyebilirim. Yapılacaklar arasından gözüme kestirdiklerimi listeleyip, en yakın zamanda çalışmaya başlayacağım diye umuyorum.

“LKD’ye nasıl üye olabilirim?” diye soruyorsanız buradaki dokümanı inceleyebilirsiniz. ;)

Yazmamamın sebebi

Bu aralar etrafımdaki insanlar bu soruyu hep soruyorlar. Bloğu açtıktan sonra boş bırakmamak gerek demelerine cevaben bu yazıyı yazmak istedim. Hem uzun zamandır muhabbetimin olduğu ve siteyi açtığımdan haberdar olan insanları, hem de beni tanımadığı halde farklı yerlerden (kazara) bloğuma giren insanları bilgilendirme niyetindeyim.
Öncelikle belirtmeliyim ki; yazmama sebebim derslerimin yoğunluğu, görevlerim, veya sorumluluklarım değil. Onlar bir şekilde halloluyor nasıl olsa.. :) Asıl sebep, uzun zamandır oluşturmayı planladığımız bir başka projenin üzerinden elimi kaldıramamam. Evet. Yapmam gereken işlerden arta kalan zamanımın hemen hemen tamamını oraya sarfediyorum. Orası neresi? Sormayın şimdilik. İlerde bir ara açıklamam istenirse açıklarım ama ben saklı kalmasından yanayım.
Tabi bu yazıyı bitirmeden önce siteyi güncellemeye başlayacağıma dair bir söz vermem gerektiğinin farkındayım. Yaklaşık 1-2 hafta sonra beni meşgul eden bu iş bitecek diye umuyoruz. Ardından buraya yazmaya devam edeceğim.
Uzatmayayım. Yeterince açık oldu sanırım. İyi günler, iyi çalışmalar dilerim. Etraftaki diğer blogları okumanın keyfini çıkarın ;)

Merhaba Dünyalı!

Bloğumu okuyor olduğuna göre ismimi bildiğini varsayıyorum. Yoksa? :)

Yeni şeyler öğrenmeyi, araştırmayı, paylaşmayı seviyor olduğumu belirtmekle başlayayım.

Hayatımı başkaları tarafından yazılmış şeyleri okumakla geçirmekteyim ve bundan büyük bir mutluluk duyuyorum. İlgi duyduğum konular hakkında okuduğum yazıların, kazandığım tecrübelerin başkalarına da faydalı olabileceğini düşünerek bir blog açmaya ve bunlardan bahsetmeye karar verdim. Bu sayede, hem ilgi duyduğum konular hakkındaki bilgimi artırmış olacağıma, hem de bunlara yeni başlıklar ekleyebileceğime inanıyorum. Umarım, okuyucuların ilgisini gördükçe daha fazla okuyacağım, sonra çok daha fazla yazacağım, sonra çok daha fazla öğreneceğim, ve sonra daha fazla yazacağım…

Yazılarımı ekseriya Türkçe ve İngilizce olarak sağlamayı planlıyorum. Ancak, içeriği birinden diğerine tercüme etmek bazı durumlarda oldukça sinir bozucu olacaktır diye düşünmekteyim. Bunun yerine, yazıda aktarmaya çalıştığım konuyu mümkün olduğunca hayatta tutmaya çalışacağım.

Tüm bunların ardından bana kalan size mutlu okumalar (Umarım!) dilemek ve yorum yapmaktan, öneride bulunmaktan vs. çekinmemeniz gerektiğini hatırlatmak olsa gerek.

Teşekkürler! ;)